
Tabi babam tarafından, böyle bir yere daha önce alıştırılmamıştık. Yadırgayıverdik bir anda :) İşte bu tekne ve sahilin hemen yanındaki kaldırımlık kısıma bir grup balıkçı tezgah açmışlar, hem balık satıyorlar hem de sattıklarının balıkların hepsinden müsterilerinin isteğine göre pişirip servis yapıyorlar.
Biz gittiğimiz zaman Ramazanın hemen öncesi, yaz dönemi sayılabilecek bir zamandı ve öyle çok fazla balık çeşiti yoktu malesef. İşte ital palamut denilen azcık büyük Uskumru ve Çipura vardı, biz ital palamut sectik, adam başı 2 balık yani 4er yarım. 6 kişiydik 12 balık söyledik yani, ilk yok yiyemeyiz derken babamı ilk defa bu kadar ısrarcı görünce dayanamadık canım :) peki dedik. :) Ben böyle yemek yemeği beklerken daha bir acıkıyorum, acep size de böyle oluyor mu bilmem ama o yüzden pek bir sabırsız olurum. Ama ne mutlu ki burada ki abiler olayı çözmüşler ve seni çok bekletmeden 5 dakika da Beşiktaş modunda balıkları hemencecik pişirip önüne koyuyorlar.


















(Ve artık geldik yazımızın ana bölümü olan Kuşadasına, yanda gördüğünüz göğe bırakılan güvercinler anıtı :) Kuşadası'nın tam merkezinde sahilde bulunuyor. İlk görünüş itibari ile, binalarla çevrili bir şehir, zaten yanlış bilmiyorsam, Aydın'a bağlı olmasına karşın nufüs itibari ile Aydın'dan büyük bir yer. Bugün ki turizm için ülkemizdeki değeri, sahip olduğu tarih eserlerini görünce tarih boyunca varolduğunu rahatca anlıyorsunuz. Tam merkezde bulunan sur içi ya da kale içi olarak tabir edilebilecek yer, bugün için İstanbul istiklal caddesi ve Sultanahmet kapalı çarşı ile neredeyse eşdeğer nitelikte. Burada dolaşırken bir Türk olarak kendimizi ve esnafı gördük kanımca, çünkü her yer turistlerin istilası altında, bilhassa esnafın tepkilerine bakarak, Yunanlı misafirlerimizin sayısının fazla olduğunu anlamamak elde değil, her ne kadar biz Yunanistan'a elimizi kolumuzu sallayarak gidemesek de onların bizim başımızın üstünde yerleri var)








