8 Ekim 2009 Perşembe

Bir Sultanahmet akşamı...


Yazılmayı uzun süredir bekleyen ama bir türlü vakit bulunamayan bir yazı ile karşınızdayım. Geçtiğimiz ay içinde Ramazan'ı Şerif ayını nacizane yaşamaya çalıştık. Artık her geçen Türkiye'nin her köşeşinden gelen insanlar ile popülerleşen Sultanahmet'te iftar kültürüne bir İstanbul'lu olarak ben de bu sene dahil oldum. Sanırsam insan elinin altında bulunan şeylerin değerini pek bilmiyor, ne bir Sultanahmet Camii, ne bir Galata Kulesi, ne de bir Eyüb Sultan dünyanın başka bir yerinde var.

Sultanahmet Camii ve çevresi, eski İstanbul, kutsal yarımada, costantinapolis, ne derseniz deyin dünya tarihin her safhasında kendine bir yer bulabilir. İstanbul başka bir dünya, tek başına bir dünya. Bir düşünün bakalım, tarih bilginizin içinde uğruna İstanbul kadar savaş yapılmış bir şehir, adına İstanbul kadar roman, şiir, şarkı yazılmış besteler yapılmış bir 'AŞK' var mı?


Sultanahmet'te iftar dedim ama konu nereden nereye geldi. :) İşte İstanbul adamın aklını başından böyle alıyor. Uzun süredir görüşmediğim bir arkadasş grubum vardı. Koca yaz yine kendileriyle bir buluşma organize edememiştik. Ama ne mutlu ki durduk durduk turnayı gözünden vurduk. :) Son 3-4 yıldır sürekli Sultanahmet'te iftar için niyetleniyor ama her ne hikmetse bu bir türlü kısmet olmuyordu. Neyse ki bu sene muradıma erdim.

Neredeyse tamamen spontane gelişen bir organizasyon anca katılanlarının güzelliğiyle bu kadar güzel ve zevkli geçer.

Türkiye'nin her yerinden Sultanahmet'e akın eden onbinlerce insan arasında kendinize yer bulabilmeniz için biraz erken gelmeniz lazım. Biz de öyle yaptık yaklaşık 2 saat erkenden gelip, kendimize uygun bir yer aramaya başladık. Birçok insan piknik modunda iftar yapmayı seçerken, grubumuzun birçoğu işlerinden geleceği için biz Ramazan Çadır Lokantalarından nasiplendik. 3. fotoğraf olarak göreceğiniz yerler, Fatih Belediyesi tarafından, lokantalara kiraya verilen yerlerie kurulan çadırlar. Ön tarafları küçük ama arkalarında bahçe bölümleri var. Oralarda oturuyorsunuz. Tabldot yemek çıkartıyorlar gibi birşey. Hepsinde aynı yemekler var, çorba, yemek, pilav, içeçek = 15 tl.

Hayatımda en sevmediğim şey plastik tabaklar içinden yemek yemektir ama kanımca ben bu çorbanın tadını asla unutamayacağım. Çünkü hayatımda tanıdığım, samimiyetlerine inandığım, en güzel insanlarla birlikte uzun süre sonra ilk kez bir arada yemek yiyorduk. Yemekten öte bir şey aslında İftar yapıyorduk. Yemeğin bir önemi yoktu bu doğrultuda o güzel insanların yüzlerini görmek, seslerini duymak, aynı masa etrafında küçük bir çember kurmak, bunun tadıydı çorbada ki.

İftarımızı yaptıktan sonra çaylarımızı içmek için başka bir mekana geçtik. Bu noktada iftar yapmadan önce gözümüze çarpan Derviş Kafe'yi seçtik. Çaylarımızı yudumlarken, tadından doyulamaz bir sohbet eşliğinde ilahiler ve sema gösterimi. Gerçekten muhteşemdi.

video


Her ne kadar, semazene jeton atıyormussun ve o bununla dönüyormuş gibi olsa da, çocukluğundan beri en büyük isteklerinden biri Şeb'i Aruz'u canlı izlemek isteyen bu çocuk için bu gösteri az da olsa nefsini tatmin ettirdi.


video

Bu arada arkada kanun ve def çalıp, ilahiler söyleyen ağabeyleri ben bi yerden tanıyorum ama halihazırda çıkartabilmiş değilim. Acaba televizyonda mı gördüm, yoksa başka bir yerde mi tanıştık bilemiyorum.

Bir müddet sonra Deviş Kafe'den kalkltık ve arkadaşlarımızdan birtanesini uğurladık ama bizim için ne gece ne sohbet daha bitmemişti. Oradan kalktıktan sonra Beyazıt'a nargile ve Türk kahvesi içmek için Balkan Milletleri Külliyesine, Şerbethane'ye gittik. Yanımdaki güzel insanların tadından mı yoksa gerçekten bu adamlar işlerini çok iyi mi yapıyorlar bilmiyorum ama Nargile (gül-nane) 10 numara, Türk kahvesi (damla sakızlı) 10 numara, şerbet (güllü) 10 numara. Yani her şey ama her şey 10 numaraydı. Böyle bir geceyi yaşamak bir daha ne zaman nasip olur bilmiyorum ama gerçekten yaşanılası bir geceydi.
Eğer bir gün Sultanahmet'e yolunuz düşerse, oradaki tarihi mekanları gezmeden zaten geri dönmeyin, Bir Ayafofya, bir Yerebatan, bir Topkapı Sarayı, bir Gülhane, dünyanın başka bir yerinde yoklar. Ama dinlenmek, soluklanmak istediğiniz Derviş Kafe hemen Sultanahmet ve Ayasofya arasında, orada bir çay içebilirsiniz. Üşenmez iseniz ki Kapalı Çarşıyı görmeden zaten geri dönmezsiniz, hazır oraya kadar gitmişken Balkan Milletleri Derneğine uğramadan etmeyin. Eğer meraklısı iseniz, gerçekten süper bir nargile keyfi yapabilirsiniz.
Ben bu gecemde emeği, katkısı, sesi, soluğu olan herkese teşekkür ederim. En kötü günümü inşallah böyle olsun.
-----------------------------
-----------------------
-------------
Ve sen bu gecede yanımda olmayan kişi, benden uzakta olan güzellik, beni çoktan toprağa verenim, sen de yanımdaydın aslında aklımdaydın, yüreğimdeydin. Buraları seninle birlikte de dolandık, aynen sana dediğim gibi her şey yeni bir anlam kazandı san ki sen gelmeden önceki 21 yılı boşuna yaşamışım gibi. Oturup soluklandığımız banklar, kapısında fotoğraf çekildiğimiz ev, ve ben hala bıraktığın yerdeyiz :(

1 yorum:

  1. Zeynep Çelik11 Ekim 2009 21:21

    Güzel insanlarla birlikte çok keyifli bir iftardı.Allah önümüzdeki ramazanda da hep beraber toplanmayı nasip etsin inş:):)

    YanıtlaSil